Çevre ve İnsanlık İçin Gelecek…. Rüzgar Enerjisi

Rüzgâr, güneş radyasyonunun yer yüzeyini farklı ısıtması sonucu meydana gelen bir olaydır. Yer yüzeyinin farklı ısınması, havanın sıcaklığının, neminin, basın­cının farklı olması sonucunu doğurur. Buna bağlı olarak da rüzgâr dediğimiz hava hareketi oluşur. Rüzgâr yüksek basınçtan alçak basınca doğru olan yatay bir hava hareketidir. Rüzgâr enerjisi, temiz bir enerji kaynağı olmasının yanı sıra ucuz bir enerji, sonsuz bir kaynak olması, elektrik şebekelerinin olmadığı yerlerde kurulabilme özelliğine sahip bulunması, insanların kullanabildikleri alanlara kurulabilmesi, sera gazlarının önlenmesi bakımından üzerinde önemle durulması gereken bir enerji kaynağıdır. Okumaya devam et

GENÇLİK KOLLARI, KURU DAL VE YAPRAKLARI TOPLADI

Derneğimizin Gençlik Kolları, Aybars Barshan önderliğinde sonbaharla birlikte çevre kirliliği oluşturan kuru dal ve yaprakları toplayarak, onların tekrar kullanılmasını sağladı.

Kuru dal ve yapraklardan organik gübre olan kompost yapılmaktadır. Yararlı bir kompost elde etmek için atık türlerini dengeli kullanmak gerekmektedir. Unutmamalıyız ki her atık bir hammaddedir.  Okumaya devam et

ÇEVRE ENERJİ VE MADENCİLİK İLİŞKİLERİ

Haziran 1972’de Stockholm’de toplanan BM. Çevre Konferansı’nda insanın mutluluğu, huzuru ve geleceği için çevrenin korunması, insan çevre ilişkilerinin düzenlenmesi konusunda önemli kararlar alınmış ve bu kararlar bütün dünyaya ilan edilmiştir. Denilmiştir ki: ’’Çevre, hem tabiatın hem de insanlığın devamı için, yani hayatın kendisi için gereklidir. İnsanoğlu, yaptığı icatlar ve keşiflerle ilerlemekte böylece kalkınarak bu kalkınmanın sağladığı nimetlerden de hayatın devamlılığını gerçekleştirmektedir. Ancak bu güç yanlış ve akılsızca kullanılırsa çevreye ve de kendisine tahmin edilemeyecek zararlar verebilir… Okumaya devam et

MİLLİ ÇEVRE BİLİNCİ VE POLİTİKASI

İnsanoğlu, 4,5 milyar yaşında olan yerküreyi, ilk hominid (insansı) varlıktan yani, iki milyon yıldan beri tahrip etmekte, mevcut kaynakları gelişi güzel kullanmakta ve tüketmekte, milyarlarca yılda meydana gelmiş doğal dengeyi alt üst etmekte ve neticede hem tabiata hem de kendine zarar vermektedir. Önceleri bir yerlere yerleşmek için tahrip edilen geniş ve münbit topraklar, yıkılan, kesilen ağaçlar, mecraları değiştirilen akarsular, öldürülüp yok edilen canlılar ve giderek tabiata hâkim olma anlayışı ile birlikte gelişen bilimsel faaliyetler ve de sanayi devriminin başlamasından bu yana vurdumduymaz bir zihniyet yerküreyi adeta yaşanamaz hale getirmiştir. Evet, tabiatın yok edilme sürecine doğru hızla gidilmekte olduğu bir vakıadır. Peki, bu hadiseyi önleminin yolları var mıdır? Okumaya devam et